Andy Goldsworthy


 

Britanyalı sanatçı.

Cheshire  İngiltere’de  1956 doğdu, Yorkshire büyüdü.  1974-75 arası Bradford College of Art ve 1975-78 arası Preston Polytechnic sanat okullarında öğrenimini tamamladı. İskoçya’da yaşamaktadır. Doğada ve doğal malzemelerle eserlerini yaratmaktadır. Arazi sanatı  (Land art) hareketinin önemli ve popüler temsilcilerinden biridir.

Doğayı kendi yaratıcılığı için kullanan sanatçı  Andy Goldsworthy İngiltere,  İskoçya,  Kuzey Kutpu,  Japonya,  Avustralya ile Amerikada çalışmalar yapmıştır. Yaptığı işlerin fotoğraflarını çekmektedir. Amacı doğayı direk olarak, doğanın parçacıklarını kullanarak olabildiğince anlamaya çalışmaktır. Genel olarak eline ne geçerse onu kullanmaktadır. Dallar, kar, buz, taşlar,  yapraklar…

Doğada bulunan her malzemeyi kullanarak değişik varyasyonlar deneyimler ve keşfeder. Mevsimler ile hava koşulları onun malzemelerini ve konusunu etkiler. Ne yapıcağına dair önceden hazırlanmış bir fikri yoktur, doğa ona verirse onlardan birşeyler oluşturur.

Sanatçı doğada ki enerjiyi hisseder ve bu enerjiyi bir sanat yapıtına çevirir. Onun geçici heykelleri sanatının kalıcılığını gösterir çünkü doğanın yapısındaki bu değişim Goldsworthy tarafından fotoğraflanarak kendi işinin esansını arşivlenmiş olur.

‘‘ Her iş oluşur, yaşar ve parçalanır.’’

Onun fotoğrafları bize bu döngünün sürekliliğini göstermiş olur ki buda onun işlerinin en canlı olduğu zamandır.

Andy Goldsworty’nin sanat yapıtları doğa içindeki insan varoluşunun iletişimini zorlamaktadır.

Onun işleri bize doğayı kontrol edebilme kapasitemiz hakkında birşeyler göstermesine rağmen sonuçta doğa, tamamen kontrol edilemez bir yapıdır.

Sanatçı kendini aşağıdaki sözlerle dile getirmektedir:

‘‘ Ellerimi kullanmanın özgürlüğüyle eğleniyorum ve kullandığım malzemeler keskin taşlar, bir tutam tüy, diken vs… Her günün fırsatlarını değerlendiririm eğer kar yağıyorsa karla çalışırım, yapraklar dökülüyorsa yapraklarla çalışırım; çıplak kalmış bir ağaç dalları ve çalılarla çalışırım.”

‘‘ Bazen bir işi yapmayı  bırakırım, malzemeler toplamayı durdururum çünkü orada daha keşfedilicek birçok şey olduğu hissederim, Oradan  bir şeyler öğrenirim’’

‘‘ Bakmak, dokunmak, malzemeler,  yer ve şekil bunların hepsi işimin sonucunu oluşturur. Birinin nerede durup diğerinin nerede başladığını söylemek zor. Maddelerin etrafındaki  enerji ve alan, maddelerin içindeki enerji ve alan kadar önemlidir. Hava- yağmurlu, güneşli, rüzgarlı ya  da durağan-  dıştan gelen alanı görünmez kılar. Ne zaman bir kayaya dokunsam onun etrafın daki alana dokunmuş ve o alanla çalışmış olurum. O etrafındaki malzemelere bağlı değildir ve onun duruşu oraya nasıl geldiğini söyler.’’

‘‘ Yüzeyin altına girmek isterim, ne zaman bir yaprak, taş, çubukla çalışsam hiç bir zaman o maddenin sadece kendisi olamadığını düşünürüm. O etraftaki gelişime açık ve yaşayan bir şeydir. Oradan ayrıldığım zaman yapıtım etrafıyla yaşamaya devam eder.’’

‘‘ Hareket, değişim, ışık, büyümek ve bozulmak doğanın can damarıdır. Yapıtlarıma aktarmaya çalıştığımda budur. İhtiyacım olan şey dokunuşun şok edici gücü, mekanın dokusu, malzemeler, hava ve kaynağım olarakta dünyadır. Doğa değişimin bir parçası ve değişim olayı anlamanın anahtarıdır. Her işim büyür, yaşar ve bozunur. Oluşum ve bozulma kesindir.  İşim doğada ne bulduğumu yansıtır. Benim sanatımın büyük bir bölümünü etrafın görünümün deki şeyleri bulmaya dayalıdır. Kaçınılmaz olarak yüzeyde oluşturdurmuş  olduğum çalışmalar oranın doğasına açılan bir pencere görevi üstlenir.’’

 

Red Pool, Scaur River, Dumfriesshire, 1994/95

‘‘ En başarılı olduğum an, benim  “dokunuş”umum doğanın kalbine benzediği andır, çoğu zamanda ona yaklaşamam bile. Bütün bu olanlar benim anlayamadığım bir süreçtir ancak dokunuşum sadece geçicidir, bununla beraber döngüyü tamamlayarak, onu kırmadan kendi bütünlüğüne bizde katılabiliriz.’’

Onun tarzı olarak, Dumfriesshire’daki Black Stone ve Scaur Rover’daki Red Pool doğa malzemelerinin kendi elinde yoğurularak nasıl bir renk uyumuna kavuştuğunun gösterir ve kanıtlar.

Black Stone kömürle kaplanmış bir taştaki yalnızlık ve sessizliği simgeler. Onun siyahlığı ve keskin duruşu etrafın durgunluğundan uzaklaşır. Arka plandaki taş tepeler  ve neredeyse tamamı sis tarafından çevrilmiş vadiler yapıtını tamamlamıştır.

Red Pool fotoğrafı,  kayalar arasındaki su birikintisine konulan doğal  renklerden oluşmuştur. Bu görüntü etraftaki siyah, yeşil ve kahverengi tonların arasından kontrastı sayesinde etkiyi direk olarak üzerine çeker.

 

Arch at Goodwood 2002 – ‘‘stone’’ H 350 cm 

 

 Broken Pebbles

Red leaf patch Brough, Cumbria 1983

 

Andy Goldsworthy, Pebbles around a hole, Kinagashima-Cho, Japan (1987)

Reconstructed icicles around a tree, 1995.  Dumphrieshire, Scottland.

 

 

Kaynaklar

 

Time röpörtajı

 

İnternet adresleri

goldsworthy.cc.gla.ac.uk

en.wikipedia.org/wiki/Andy_Goldsworthy

Ayhan Mutlu

 

Sanatı Sanatçıdan Kurtarın

Sanatı Sanatçıdan Kurtarın

(Radikal Teori Karşısında Sanatçılar)

1

Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Çirkin ne? Eğer bir güzellik satıcısı tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. En çirkin manzara da sanatçıların kendilerini satmasıdır. Bir meta olarak sanat çirkin bir fikirdir; bir eğlence olarak sanat çirkin bir eylemdir. Bir memnun etme ve satış mesleği olarak görsel sanatlar çirkin bir iştir. Sanat alışverişi, sanat koleksiyonculuğu, sanat manipülasyonu, sanat işi çirkindir.

Bir geçim aracı olarak, bir hayatın tadını çıkarma aracı olarak sanat çirkindir. “Sanatçının da yemek yemesi lazım” ifadesi çirkindir. Bir sanatçının yemek ihtiyacı bir başkasından fazla değildir.

Sanatta ekonomik ilişkiler utanç verici ve çirkindir. Sanatta ticaretçilik, kariyercilik, para yapmacılık, hayatta kalmacılık çirkindir.

Bir iş adamı olarak sanatçı, bir sanatçı olarak iş adamından daha çirkindir. Sanatçının himaye altına alınmış bir ahmak olarak, bir masum olarak, bir şirket adamı olarak, bir koleksiyon parçası, başarılı adam olarak imajı çirkindir. Doğal bir hayvan, bitki, ot, egzotik meyve olarak sanatçı çirkindir. Sanatta anti-entelektüalizm çirkindir. Sanatta sahte entelektüalizm çirkindir. Sanatta özel-leştirilmiş entelektüalizm de çirkindir.

Sanat mekanizmasının bir parçası olarak çirkin kültü iğrenç ve çirkindir. Anti-sanatın herhangi bir biçimi çirkindir. Kolaj, montaj, hurda, performans ve enstalasyon sanatı çirkindir. Geometrik sanat dışavurumcu sanattan daha az çirkin değildir. Amerikan sanatı, Alman sanatı, İtalyan sanatı, Çin sanatı ve her tür sözde ulusal etiket sanatı çirkindir. “Genç sanat” çirkindir. Sözde uluslararası çağdaş sanat hem sefil hem çirkindir.

Tüm bienaller çirkindir. Turizm endüstrisinin parçası olarak sanat çirkindir. Tüm jüriler ve ödüller çirkindir. Kültürel değiş tokuş çirkindir. Sergi açılışlarındaki iyi niyet ve neşe maskaralığı çirkindir. Müessese ve ona boyun eğmek de aynı ölçüde çirkindir.

Hükümetin sanata sponsor olması çirkindir. Sanata kişilerin sponsor olması da çirkindir. Sanayide sanat, sanatta sanayi kadar çirkindir.

Sanat ticaretinin hileleri çirkindir. Müze sanat pazarlaması, sanat promosyonu, zevk yaratmak, sanat tarihi üretimi çirkindir.

İyi bir şey olarak, kesin bir şey olarak sanat çirkindir. Sanatta uyum çağı çirkindir. Sanatta refah işaretleri çirkindir. Sanatta fakirlik işaretleri çirkindir. Sanatta olayların çirkine dönmesi, en çirkin olanların suç ortaklığı ve rızadır. “Neden savaşalım?” ve “yaşam bu” çirkin ifadelerdir. Sanatta konsensüs, kâr, entrikalar, rekabet, konformizm, mülk istismarı çirkindir.

Sanatta vicdansızlık ve bilinçaltsızlık çirkindir. Çirkinliğin sorumlusu sanatçılardır.

2

Sanat tarihinin ve doğasının sorumlusu sanatçılardır. Sanat tarihinin doğası şudur: köleliğe boyun eğmiş, emrine amade olmuş güzellik.

Sanat tarihçileri sanatçıları şöyle bilir: sihirbaz, büyücü, üstatçı, imajcı…

Köle, mekanik, zanaat, köle işçi, anonim…

Grek, Romalı, ortaçağ…

12. yüzyıl: “Tanrı’nın Hizmetkârı”, mistik, aydınlatmacı, mozaikçi…

14. yüzyıl: Ayrımsız, sanatçı-zanaatçı (Filippo Lippi)…

15. yüzyıl: “doğada Tanrı’nın hizmetkârı”, bireysel, eğitimli adam (Van Eyck)…

16. yüzyıl: bilim adamı, natüralist, “liberal sanatlar”, Rönesans, (Dürer)…

Aynı zamanda: “ilahi ressam”, içsel fikir (Mikelanj, Leonardo)…

17. yüzyıl: Sarayın hizmetkârı, “kralların ressamı” (Velasquez)…

Sonra: Asil, klasikçi, kraliyet akademisi, güzel sanatlar (Poussin)…

Aynı zamanda: “Mükemmel ressam”, “ressamın ressamı”…

18. yüzyıl: İdealist, “mükemmelci”, rasyonalist, akademisyen (Reynolds)…

Sonra: “Kişilik”, mistik, romantik, virtüöz (Blake)…

19. yüzyıl: Materyalist, natüralist, “gözlemci” (Delacroix)…

Realist, bağımsız, devrimci, “siyasi bilinç” (Courbet)…

Aynı zamanda: Seyirci, belgeleyen, dönüşümcü (Manet)

Sonra: “İzlenimci”, burjuva, bohem…

Demokrat, işadamı, profesyonel…

20. yüzyıl: “Avangard sanatçı”, “dışavurumcu”, yansıtıcı…

Peygamber, reddedici, ütopyacı, “modernist”…

Eksantrik, protestocu, kaçışçı, sürgün, taşlayıcı…

Palyaço, fahişe, akrobat, eğlendirici…

Bir de: “Kurban”, şehit, anti-İsa, “varoluşçu”, “asil vahşi”…

İlkel, çocuk, “nevrotik”, “masum”, “ahmak”, vahşi adam, Fauvist…

“Sembolist”, düş kuran, imajcı, “sürrealist”, numaracı…

Metafizikçi, aziz, şarlatan, büyücü, pop…

“Şöhret”, eylemci, yalancı…

“Başarı-başarısızlık”, para ve ölümden sonra ün, laga-luga, dolandırıcı…

Herkes sanatçı, propagandacı, otoriter pislik çuvalı…

“Saf sanatçı”, “Soyut sanatçı” (Ad Reinhardt)…

Şizoid, anti-kahraman, şaman, şapşal piç…

“Kavramcı”, kurumsal sanatçı, tasarımcı, söylevler kullanan, tenkitçi ikili ajan…

Nesil be nesil önceden imal edilmiş pislik, küratör altında sanatçı, küratör üstte…

Sanatçı olarak küratör, küratör olarak sanatçı, basitçe kıç deliği…

Eğitimsiz sanatçı, yeni medya sanatçısı, çarkın dişi olarak sanatçı…

İşbirlikçi sanatçı, A.Ş. sanatçısı, tamamen iyileşmiş yoz sanatçı…

Polis olarak sanatçı, polis sanatçı…

Whistler’ın ifade ettiği gibi: “Sanatçı, kariyeri hep yarın başlayandır”.

Ne harika bir cümle!

3

Her şeyi sırayla ele almaya çalışalım. Sanatçılar konusunda, her zaman doğru olmayan bir şey vardı. Sanatçıların projesi, en azından son seferde, teknik olarak hatalı bir şey içerir, yani, birbiri ile çelişkili üç şey yapmak ister: dâhil olan azınlık için maksimum özgürlük sağlamak, dışlanan çoğunluğu hayatta kalma sınırına dek sömürmek ve bir ortak kültür miti ile ikinci grubun ayaklanmasını engellemek. Bu dolandırıcılıkta sanatçının rolü, “sanatına orospuluk yaptırmayan (para için olmadığı sürece) adam”dan çok daha fazlasıdır. Bu rol bugün olduğu gibi eskiden de büyük ideolojik öneme sahipti: gençlerin isyan etmesini önlemek, onları yatıştırmak, onları konsensüsün kültürel sınırları dâhilinde tutmak. Arthur Rimbaud şairlik mesleğinin tüm diğer meslekler gibi sefil bir şey olduğunu keşfettiğinde tiksinti içinde yerini yurdunu terk edip Afrika’ya gitti. Bir diğer Arthur’un (Cravan) protestosu daha şiddetliydi. Ama inkâr söz konusu olduğunda sanatçıların hafızaları kısa dönemlidir. Geçmiş inkârcıları kültürel ikonlara dönüştürürler, yani onları öldürürler. Sanatçılar kendilerini kurabiye gibi satmayı tercih ederler. Bunda başarılı olmuşlardır. Sanat zevkli bir şey olmuştur. Sanat eğitimi bir banka işine dönüşmüştür. Sanatçılar sosyal basamakları teker teker tırmanmaktadır. Alçak hükümetler kirli savaşlara girişmektedir. İnsan bu konuda ne yapacağını bilememektedir. Sanat eleştirmenlerinin hepsi yozlaşmıştır. Sanat dergileri moda dergilerine karışmaktadır. Her zamankinden daha büyük ve daha cici sanat kitapları yayınlanmaktadır. Müzeler dolup taşmaktadır. Eski isyankâr sanat sözleri ölmüştür. Sanatçılar gittikçe daha fazla, daha büyük, daha hızlı çalışmaktadır. Bazı insanlar hâlâ kitle iletişim araçlarının her şeyi açıklayabildiğini düşünmektedir. Cep telefonları hiç bu kadar meşgul olmamıştır. Bir sürü para ve şampanya dolaşmaktadır. Kitle iletişim araçları sanatçılara aşçılardan daha fazla yer ayırmaktadır. Sanatçılar tenkitçidir, her panele katılırlar. Her şey harikadır.

Hepiniz sahtekârsınız!

4

Çirkinliğin yok edilmesi gerek. Yıkım sanatı üzerine eski tez hâlâ yaşamaktadır. Bizi baskı altında tutan ve yeryüzündeki her şeyi çirkinleştiren mevcudun yıkımı hemen yapılması gereken bir görevdir. Ama diyelim ki sokak isyanları hakkındaki bir film yıkıcı bir katkı sayılabilir mi? Elbette hayır. Yıkım sanatı, artık sanat sistemi olan sanatın yıkımına işaret eder ve sanat sistemi büyük siyasi, ekonomik ve sosyal sistemin bir parçasıdır. Gerçekten yıkıcı bir proje için sanatçı tüm topluma karşı yürütülen genelleştirilmiş mücadeleye katılmalı, böylece her tür iktidar yapısı tarafından sanatçı olarak tanınmaya son vermelidir: müzeler, galeriler, sanat fuarları, editoryal kitaplar, ceza mahkemeleri, polis, kitle iletişim araçları, akademi… Bir sanatçı tamamen kabul edilemez, tanınamaz, öngörülemez olmalıdır. Her tür sosyal rolü, öncelikle de her tür maske altında sanatçı rolünü reddetmelidir. Buna reddeden sanatçı rolü de dâhildir. Yıkıcı devrimci eylem Avangard reddediş mitini ve tüm diğer mitlerin, doktrinlerin, ideolojilerin yok edilmesini de kapsar.

Her tür sanat ideolojisine ve tüm diğer çirkinliklere karşı çıkan güzeldir. Güzellik yaşam doluluk demektir ya da en azından böyle bir doluluk amacı gütmek. Bu durumda güzellik fikri özgürlük fikri ile doğrudan bağlantılıdır. Özgürlük tüm sınırların tamamen yok edilmesini içeren yıkıcı bir kavramdır. İnsan özgürlüğü gerçekten arzuluyorsa, o yıkımın içerdiği risklerle, hâkimiyetinde yaşadığımız kurulu düzeni yok etmekten kaynaklanacak her tür riskle yüzleşmeye hazır olmalıdır. Özgürlük, bizim gerçek işe karışma yeteneğimizden bağımsız olarak gelişeceğini umarak sığınabileceğimiz bir kavram değildir. Özgürlük her bireye ve her somut özgürleşme eylemine bağlıdır. Özgürlük kişisel bir gündelik mücadele deneyimidir.

Bu yüzden, özgürlük içinde yaşamak için insanın kendi bireyselliğini geliştirmesi gerekir. Bu durumda, mevcut toplumun aile, eğitim, ordu, iş, sanat sistemi, vs. içeren kurumlarının faydası olmaz. Tam tersine, bireyselliği baskılarlar, silerler, bireyselliğin yerine geçerler. Bireyselliği sosyal rollere indirgerler.

Bireysellik kavramındaki en büyük sorun, onun nasıl yaratılacağına dair reçeteler olmamasıdır. Benzersiz bir insan yaratmak için formüller olsa, elimizde yalnızca sahte bireysellikler olurdu. Bununla beraber temel ilke, gerçek bireyselliğin ancak mevcut toplumun ve çirkinliğinin yıkımı için girişilen eylemler aracılığı ile yaratılabileceğidir.

Çirkinliği lağvetme mücadelesi, iktidarı lağvetme mücadelesidir. Özünde, bireylerin sosyal roller ve kurallar olmadan yaşama, hayal edebilecekleri en harika şeylerin hepsini yaşama mücadelesidir. Grup projeleri ve mücadeleleri bunun bir parçasıdır, ama onlar, bireylerin arzularının birbirlerini arttırması ile büyür ve bireyleri boğmaya başladıklarında çözülür.

5

Çirkinliği bertaraf etmek için, sanatçı işe kendisi ile başlamalıdır, çünkü o yeryüzündeki en çirkin şeylerden biridir.

Başlangıçta, sanatçı “evet” deme gönüllülüğünü bertaraf etmelidir. Yüz durumun 99’unda “evet” demek yozlaşmaya, yıldırmaya ve uyuma teslim olmak demektir. Aynı zamanda, bir sanatçı “hayır” deme gönüllülüğünü de yok etmelidir. 1000 durumun 999’unda, “hayır” demek kamufle edilmiş bir “evet”tir, sahte bir protestodur, gizli yıldırma, çıkarların pazarlığa tabi tutulmasıdır.

Sonra sanatçı kendi üretimini, profesyonel eylemini, statüsünü bertaraf etmelidir. Sanatçının sanatı manipüle edilebilir bir şey olmakla kalmaz, sanatçının kendisi de manipüle edilmiş bir simge olur ve bu şartlar altında sanatçının ne olduğu, sanatının ne olması gerektiği tartışması toza dönüşür. Bu tartışma her zamanki işin bir parçasıdır.

Aynı zamanda sanatçı (sanatçı olmayı bırakan kişi) genelleştirilmiş mücadeleye katılmalı, devlete, kapitale ve burada şu anda yüz yüze olduğu tüm iktidar ilişkilerine saldırmalıdır. Bununla beraber, bu bir partiye, organizasyona ya da ağa katılmak anlamına gelmez. Görev hemen saldırmaktır, ama bazı organizasyonal çıkarlar ya da niceliksel büyüme lehine değil. Özgür bireylerin savunulacak sosyal ya da organizasyonal kimlikleri yoktur. Yapıları her zaman resmi olmayan bir niteliğe sahiptir, bu yüzden saldırdıkları zaman kendilerini savunmak, kendi propagandalarını yapmak için saldırmazlar, herkese saldıran çirkin bir düşmanı yok etmek için saldırırlar.

6

Belki de bir fikir olarak sanatın sonu gelmiştir. Sonu gelen sanat sistemidir. Tam tersine sanat –bir kavram ve insan aktivitesi olarak- muhtemelen gelecek dönüşümlere açıktır. Ama bu durumda, geleceğin güzel sanatı mevcut sanatçıların çirkin ellerinde değildir. Onlar bu bilinmeyen, hayret verici sanatla yüzleşmeden, sanatçılar kendilerini tamamen yıkmalıdırlar.

Bu sorun sanatçıların sorunudur, sanat kurumlarının, eleştirmenlerin, küratörlerin, vs. değil. Sanatçılar, yapmaya cesaret edemedikleri her şey kadar yaptıkları her şey için de sorumlu tutulmalıdır.

Alexander Brener, Barbara Schurz
kaynak

Varlık

İlk sözlerimi Thomas Nagel yeterince açık bir şekilde dile getirmiştir.

‘‘Günlük yaşamda, başka insanların bilinçli olduğuna inanırız ve neredeyse herkes başka memelilerin ve kuşların da bilinçli olduğuna inanır. Ama insanlar balıkların, böceklerin, solucanların ve deniz analarının bilinçli olup olmadığı konusunda farklı düşünürler. Yine, onlar amip veya paramisyum gibi tek hücreli hayvanların bilinçli tecrübeleri olup olmadığı hakkında – hatta böyle yaratıklar muhtelif türden uyarıcılara göze çarpar şekilde reaksiyon göstermiş olsalar bile – daha fazla kuşkucudur. Çoğu insan bitkilerin bilinçli olmadığına inanır ve neredeyse hiç kimse kayaların, otomobillerin, sigaraların veya dağ göllerinin bilinçli oldupuna inanmaz. Başka bir biyolojik örnek olarak bedenimizi oluşturan hücreleri ele alalım. Üzerinde düşündüğümüzde çoğumuz, onların kendi başlarına tek tek her hangi bir bilinçli tecrübeye sahip olmadığını söyleyecektir.

Tüm bu şeyleri nasıl biliyoruz? Bir ağacın dalını kestiğinizde, bunun onun canını acıtmayacağını nasıl biliyorsunuz? Acaba o, hareket edemediği için mi acısını ifade edemiyor? ( Ya da belki de o, dallarının budanmasından hoşlanıyordur.) Merdivenleri hızla bir solukta koşarak çıktığınızda, kalbinizdeki kas hücrelerinin bir acı yada heyecan hissetmediğini nasıl biliyorsunuz? Burnunuzu sildiğiniz kağıt mendilin herhangi bir şey hissetmediğini nasıl biliyorsunuz?

Bir şeyin hareket etme yeteneği yoksa kendisinin bir şeyler algıladığı ya da hissettiğiyle ilgili herhangi bir davranışsal kanıt ortaya koyamaz.

Belki ağaçlar bir şekilde bizden tamamen farklı bir şey hissediyorlar da bizim bu hissin ne olduğunu anlamamız, onların tecrübeleri ile gözlemlenebilir tezahürleri veya fizik durumları arasındaki korelasyonları keşfetmemizin bir yolu olmadığından dolayı mümkün olmuyor.

Ağaçların tecrübelerini doğrudan gözlemleyebilirmemizin bir yolu yoktur. Yine, aynı nedenden dolayı, herhangi bir durumda herhangi bir tecrübenin yokluğunu ve sonuç olarak da herhangi bir korelasyonun yokluğunu gözlemleyebilmemizin bir yolu yoktur. Bir ağacın veya bir solucanın içine bakarak ne bir ağacın bir tecrübeye sahip olmadığını nede bir solucanın bir tecrübeye sahip olduğunu söyleyebiliriz.’’

Bir taşın hareket etmemesine, insanlara tepki vermemesine önyargıyla yaklaşıp cansız bir nesne olduğunu ileri sürmemizin onları aşağılamaktan hiç bir farkı yoktur.

İnsanlara özgü olarak gözüken anılar, neden nesneler içinde geçerli olmasın? İnsanlardan çok daha uzun yıllar boyu dünyada kalan nesnelere ‘anı’dan yoksun denilmesini, insanların kendilerini yüceltmeye yönelik bir tavır olarak değerlendirebiliriz. Daha rahat, umursamadan, pek çok şeyi hiçe sayarak yaşamak ne kadar huzurlu olmalı ki, birçok insan bu tavrı takınmaktadır.

Nesnelerin yaşadıkları gözle görülecek kadar çoktur. Tabi bunlara bir çok farklı anlam yüklenebilir.

Bir kayanın üzerindeki veya bir metal parçasının üzerindeki izler bir çok olaydan sonra oluşmuştur. Bu, nesnelerin de bir ‘anı’sı olabileceğinin göstergesidir. Ancak bu o kadar önemsenmez, görmezlikten gelinir. Anı’sız bir şeylerin varolmasını kabul etmek ne kadar doğrudur? Nesnelerin herhangi bir şeyi anımsamadığını ileri sürmek ne kadar bize düşer? Bir nesnenin yaşanmışlığını gösteren izler ya da lekeler insanlar üzerinde oluşsa, bu izlerin nasıl oluştuğuna dair düşünceler kafamızı kurcalayacaktır.

İnsansı algılarımızla bir çok şeyi göremiyor ve algılayamıyoruz.

Rahat yaşamak için bir çok şeyi görmemezliktenmi gelmeliyiz?

Bazı şeylerin farkında olmamızın umarsızca tüketmemizi kısıtlayacağına inanmaktayım, bu bence iyi, bir çok kişi içinde kötü bir durum olabilir. Hiç bir şeye aldırış etmeden o zaman her şeye sahiplenebilecekmiyiz? Bu da ne kadar çok bu gerçeği anlamak isteyeceğimizi açıklar.

Ayhan Mutlu

2006

İlhan Koman Bakışı

Alıntı

“Bir nesnenin sanat olması için, has, öz, gerçek olması gerekir. Sanatta tek ölçü budur. Sanatın kopya, özenti, taklit olmayan, kendi kendine bir olay olması gerekir. Bu, küçük veya büyük de olur, obje de eşya da olur, figüratif veya non-figüratif de olur. Bütün sorun tek ve gerçek olmasıdır… Bir de Racine’in sanatı tarifi vardır: Sanat, hiçbir şeyden bir şey yapmaktır. Ben bazen çalışmamdan memnun olmayınca, kendi kendime küfür ve alayla Racine’in lafını tersyüz edip, şimdi bir şeyden hiçbir şey yaptın be mübarek adam, derim. Aslında sanat, bence insanın bilinmeyene doğru çıktığı bir serüvendir. Sanatçı, devamlı kendisini yenileyebilmelidir.”

İlhan koman